Harput'un (Elazığ) Folkloru

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Aladağ,Akif ; "Harput'un (Elazığ) Folkloru"; Anadolu'dan Damlalar [*]; Ocak / 1974; Sayı: 1; Sayfa Aralığı: 7-10

Harput folkloru başta sesi ve sazı, oyunları, edebi hüviyeti, efsanevi masalları, bilmeceler, deyim ve geyim, düğünler, Hicaza gidip gelmeler, Ramazanlar, bayramlar, yaz bahçeleri, kış geceleri, kürsü başı sohbetleri gibi âdet ve gelenekleriyle başlı başına bir hazinedir.

Genel olarak Harput’un folklorunu şu bölümlerde inceleyeceğiz :

MÜZİK ALETLERİ : En başta davul gelir. Daha sonra sıra ile zurna, klarnet (Harput deyimi ile Kırnata), çığırtma (Ağaçtan veya madenden olabilir. Dilli veya dilsiz diye iki çeşidi vardır.), kaval, keman (Harput deyimi ile Kemene), kanun, saz, def gibi çeşitli müzik aletleri vardır.

VAKALARA DAYANAN ŞARKI VE TÜRKÜLER : Bu türkülerin tek tek vakalarını yazmak çok uzun sürecektir. Bunların içersinden yalnız birinin vakasını çok kısa olarak ele alacağız.

Yemen Türküsü : Yemen'de yapılacak olan savaşa Türkiye’den birçok kişiler gitmişti. Bu arada Elâzığ’dan da gidenler olmuş, orada yapılan savaşta giden şahısların şehit edilmesi ve bir daha da memleketine dönmemesi Yemen türküsünü meydana getirmiştir. Bu türkü Elâzığ’dan başka çeşitli iller tarafından mal edilmek isteniyorsa da Elâzığ’a aittir.

Yemen türküsünden başka vakalara dayanan türküler şunlardır: Fide, Hafo (Hafize), Nesibe, Hafız Nuri ve İri güllü Akif türküsü, Hayri türküsü, Köğenk türküsü, Mamoş, Kâtip, Fidoş vs.

 

OYUNLAR:

a) Kalkan-Kılıç : Eskiden oynanan fakat şimdi tamamen unutulan bir oyundur.

b) Halaylar: Canlı ve cazip olduğu kadar yiğitlik ve kahramanlık oyunlarıdır. Bu oyunlarda genellikle vücut hareketleri, ayaklar, kol ve el hareketleri dikkat çekicidir. Aynı zamanda bu oyunların kızlar için ilgi çekici bir özelliği, kızların bu oyunlarda sütyen takmamalarıdır. Bu oyunlar:

1) Ağır halay (Yan yana)

2) Dik halay (Avreş),

3) Delilo (Narı),

4) Gelzeri (Devzeri veya bıçak oyun),

5) Çapik,

6) Fatmalı (Lorey),

7) Kol oyunu (Ağırlama).

Bu arada Gelzeri (Devzeri veya bıçak oyunu) nin efsanesini de kısaca şöyle izah edelim.

Olay Elâzığ’ın bir köyünde geçmiştir. Birbirleriyle samimi iki arkadaş aynı kızı severler. Kız bu birbirinden yakışıklı ve temiz olan iki genç arasında tercih yapamaz. Bunun üzerine iki arkadaş dövüşmek zorunda kalır. Biri arkadaşını bıçaklıyarak öldürür ve kıza sahip çıkar.

c) Üç ayak : Oynanması zor ve oldukça ağır bir oyundur. Bu oyunda vücut hareketlerinden ziyade ayaklar ve bacaklar dikkat çekicidir. Türküsü de vardır.

d) Horum : Oldukça zor bir oyundur. Ayaklar yerden kalkmaz. Topuklar ve parmaklar üzerinde kayar gibi oynatılır. Bu oyunda saz çalınarak türküsü de tempo tutularak söylenir.

Çayda çıra, (mumlu dans): Harput'un en güzel oyunu. Anadolu'nun en sevilen ve Avrupa'da mumlu dans diye tanınan bir oyundur Kız erkek karmasında ışıklı mumla oynanır Işıkı mumlar oyuna başka bir özellik kazandırır Bu güzel oyunumuzun bir de efsanesi vardır. Bunu da yazmadan geçemeyeceğiz.

Olayın Fırat Nehri civarında veya Hazar (Gölcük) yakınlarında geçtiği tahmin edilirse de, Fırat Nehri daha kuvvetli deliller arasındadır Bu civarda bulunan köylerden birinde bir kız ve bir erkek birbirlerini ölümsüz, saf ve temiz bir aşkla scviyorlardı. Ne yapsınlar gönül bu, elle rinde değil ya. Yenilmez yiyesin, dövülmez dövesin, kovulmaz kovasın, boyun eğmekten başka çare yok. Bu arada oğlanın baba ve annesi oğullarını evermek için harekete geçmişlerdir. Onlar kendi aralarında kararlarını verirler, daha sonra oğullarını çağırırlar. Fikrini öğrenirler. Ne desin çocuk? Babasının annesinin lâyık gördüğü kızı almam mı desin? Hayır öyle bir şey diyemez. Mecburen babasının ve annesinin kararına boyun eğer. Fakat ne garip bir tesadüftür ki, anne babanın kararlaştırdığı kız çocuğun sevmiş olduğu kızın ablasıdır. Kız istenir ve onlar da kızı verirler. Bu durumdan ne çocuğun ne de kızın haberi yoktur. Çocuk kendisine kız istenildiğini biliyor, ama kimi... Kız ablasının verildiğini biliyor ama kime... İşte bunu bilmiyorlar. Onun için eskisi gibi herşeyden habersiz saf ve temiz aşklarına devam ederler. Düğün zamanı yaklaşmak üzeredir. Bir yandan hazırlık, bir yandan düğün derken durum da yavaş yavaş aydınlığa çıkar. Evet... Kız ablasının kime gelin gittiğini öğrenmiştir. Ne yapmalıydı? Ne yapabilirdi? Ablasının yerine gelin mi olmalıydı. Ah... keşke olsaydı. Kim bilir ne kadar isterdi bunu... Sevdiğine kavuşmak, onunla beraber olmak, beraber yaşamak ve karısı olmak... Onun için bundan daha mutlu bir şey olur muydu? Kader bu ne denilir Evet ama onun için yaşamanın artık bir değeri var mıydı? Onsuz nasıl yaşardı. Ablasının yüzüne nasıl bakacaktı. En garip tarafı sevdiği çocuğa nasıl enişte diyecekti. Diyebilir miydi, yapabilir. miydi bunu. Bir başkasıyla evlenebilir miydi? Hayır yapamazdı bunu. Çünkü o yıllarca saf ve temiz kalbiyle bir erkeği sevmişti. Onun için ya o, ya da toprak diye düşündü Evet kara toprağa girmekten başka çaresi yoktu. Kaderiydi bu onu çekecek ve görecekti. Nihayet düğünün sen günü geldi. Ablası sevdiği erkeğe gelin gidiyordu. Gidiyordu artık o, sevdiği erkek evleniyordu. Ya o...... Yavaş yavaş Fırat Nehri kenarına doğru gidiyordu. Kız nehrin kenarına gelir ve bir an düşünür. Sonra kendisini uçan bir kuş gibi Fırat Nehrine atar. Olay etrafta duyulmaya başlayınca zaman da akşama isabet eder. Böylece orada bulunan kişiler çayda (Fırat Nehrinde) kızın cesedini aramak için mumlarını ahr ve giderler. Mumları yakarak Fırat Nehrinde kızı ararlar işte bu oyunun efsanesi... Zaten oyamdaki mumların yakılışı sonra yürüyüş de bu efsaneye bağlıdır.


Çayda çıra yanıyor
Yanıp yanıp sönüyor
Yavaş yürü sevdiğim
Engeller uyanıyor...

diye devam eden bir de türküsü vardır.

Bu oyun düğünlerde ve bilhassa kına gecelerinde oynadığı gibi diğer eğlence yerlerinde de mutlaka oynanır...

f) Tamzara: Kol kola iki kişi veya bu iki kişinin karşısına yine kol kola iki kişinin geçmesiyle oynanır. Bir de türküsü vardır.


Dağlar başı kışladı
Kar yağmaya başladı
Bir öpücük ver dedim
Ağlamaya başladı
        ★
Tamzara dedikleri
Şekerdir yedikleri
Hiç aklımdan çıkmıyor
O yarin dedikleri

g) Arap oyunu : Komik bir oyundur. Seyirciyi güldüren ve eğlenceye neşe katan bir oyun. Belinin kamburu, göz oynatışlı ve çehresinde tehavüller yaratarak devam eder. h) Gelin oyunu: Sadece kadınlar tarafında gelinin geldiği gün veya subha günü (paça günü) yapılan umumi şenliklerde oynanır. Oyunun türküsü vardır. ı) Şeve kırma: Erkek ve kadın tarafından bir sedir üerine oturarak oynanır. Müzikle ve el çırpmak suretiyle bir sağa bir sola türkü söylenerek devam edilir. Arada figür değişiklikleri de olur. j) Cirit oyunları Türklerin millî sporları arasında yer alan cirit oyunları Türk'ü savaşa ve kahramanlığa hazırlayım oyunlardan birisidir. Şan ve şerefle dolu temiz bir maziye sahip atalarımızdan kalan en büyük yadigânmızdır. Bu oyun o kadar canlı ve o kadar heyecanlıdır. ki seyredenlerin üzerinde büyük tesirler yaratır. Davul zurna eşliğinde oynanır.

 

ATASÖZLERİ

Ağır dur ki batman gelesin.
Aç ayı oynamaz.
Çalı çırpı ile ev yapılmaz.
Akıllı bacaklarını sıvayıncaya kadar deli çayı geçer.
Akıllı düşman, akılsız dosttan yeğdir.
Dut zamanı it ölmez.
At’da, Yurt’ta, Avrat’ta yemin vardır.
Delinin taşma el sürülmez.
Doğru duran eğilmez.
Bilgiden üstün kazanç yoktur, çünkü bunu kimse çalamaz.
Elmayı soy da ye, armutu say da ye.
Yük altında eşek zırlamaz.
Zehirden şifa bahsedenden vefa gelmez.

 

TABİRLER

Ananım aşı, tandırın başı.
Atta karın, yiğitte burun.
Allah’ın öküzü, bakar iki gözü.
Alan razı, veren razı, ortada ne gezer çullu tazı..
Deli söyledi akıllı inandı.
Eli işte, gözü oynaşta. (kızlar için söylenir.)
Kürt getirdiğini yemez, yemeden de gitmez.

 

TEŞBİHLER VE TEKERLEMELER

Anasının bahtı, kızının tahtı.
Ağza tat, kanna şivan.
Bulmuş köyü köpeksiz, başladı gezmeye değneksiz..
Er dayıya, kız bibiye.
El yer oyuna gider, çoban yer koyuna gider.
Gün battı, gâvur yattı.

 

DUA VE BEDDUALAR

Ağ bahtlı altın tahth olasın.
El kazana sen yiyesin.
Elin bastonlu, yakan gravatlı ola.
Elin atasın altın tutasın.

Şiir tarzında beddua:

Şiir tarzında beddua:

İntizar eyleme yazıktır sana 
Yataklara yan veresin sevdiğim 
Eriye damarın kuruya kanın 
Hastalara şan veresin sevdiğim
            ★
Yedi yıl bir yan üstüne yatasım 
Sekiz yılda can veresin sevdiğim
            ★
Yürü dilber yürü türemiyesin
Kör ola gözlerin göremiyesin
            ★
Benden başkasına gönül verirsen
Kırıla kolların saramıyasın
            ★
Ört ki yazman yırtıla 
Sözün sözün kurtula
Cahilsin karış vermem 
Üç gün dilin tutula.

 

SÖNEN HARPUT


Toz duman içinde bıraktı felek, 
Harput'ta eğlenen gülen kalmadı 
Her Cuma al ata binip teke tek 
Cirit meydanına gelen kalmadı.
★
Eskiden nice bir nasip paylandı 
Şehirde başlanıp, bağda yaylandı 
Dereden tepeye hoyrat söylendi 
O mutlu günleri bilen kalmadı.
★
Ustası, çırağı, toyu ermişi 
Tezgâh başlarında bıraktı işi 
Puşunun, yazmanın yok savruluşu 
Gönülleri sarıp çalan kalmadı.
★
Artık orciklere pestil dolanmaz, 
Sıralar durulup salk'da bulunamaz 
Yad eli değsede böyle talanmaz 
Talan gerçek oldu, yalan kalmadı
★
Kapılar kilitli, çarşılar bomboş 
Ne yazımız yazdır, ne kışımız kış 
Horum'u halay'ı unuttuk gardaş 
Oynayan kalmadı, çalan kalmadı.
	   

 

BİLMECELER

Hanım uyandı, cama dayandı. Cam kırıldı, kana boyandı. (NAR) Kat katı, bu Allah’ın hikmeti, ya bunu bilirsin, ya bu gece ölürsün. (LAHANA) Altı tahta üstü tahta, içinde bir kanlı kahpe. (KILIÇ) Çimer çimer, kazığa biner. (BVLAŞIK BEZİ)

 

HARPUT iÇİN


Ey mehd-i vücudum, o güzel belde-i Harput
Yok simdi eser, cadde-i minörelerinden
               ★
Mabetlerin abuab-ı münacatı kapanmış
Aksetmede hep kendi sesim kubbelerinden
               ★
Hakka yücelen beng-i ibadetleri susmuş
Baykuş sesi gelmekte ezan nağmelerinden
               ★
Güryan kapanıp medreseler makber-i ilma
Gözyaşı sanırsın, akıtıyor çeşmelerinden.






Arama

Bizi Destekleyenler

.